0 1202

UNUTMAYALIM UNUTTURMAYALIM ve/veya UNUTURSAK KALBİMİZ KURUSUN şeklindeki sloganlar ile, olay sıcakken söylenenler, bugün unutulmaya hatta unutturulmaya başladı kanısındayım. O nedenle, 14 Mayıs 2014 tarihinde başbakanın basın toplantısının yarattığı sarsıntı ve sonrasındaki öfke ile kaleme almış olduğum yazıyı, konuyu bir kez daha hatırlatmak için, sanki bugün yazılmış gibi düzelterek giriş yazısı olarak kullandım, okumuş olanların anlayışına sığınıyorum.

Bu arada facianın acısı henüz soğumadan, işçilere tehdit dolu kısa mesajlarla işe başlamaları için çağırmaları, basında çıkan yazılara firma yetkililerinin çok üzülmüş olmaları vs. gibi konular ile, yazıyı daha uzatmadan tamamlayabilmek ve bir parça daha hafızalarda kalmasını sağlamak amacıyla, daha ilginç bulduğum detayları basından derleyerek “Soma Faciasının Ardından” başlığı altında paylaşmak istedim.

14 Mayıs 2014 saat 17:30 civarında Başbakan ‘ın TRT Haber ‘deki konuşmasını hayretler içinde izlemiştim. O saat itibariyle, 238 acı kaybımızın ekranın alt kısmında ilan edildiği basın toplantısında, bir kez daha bazı şeylerin insanları eğitmeden değişmeyeceği inancım pekişti. Bugüne kader ver ekmeği, ver kömürü, al oyu mantığı ile seçime giden bir partiden başka da bir şey beklemek abesle iştigaldi.

Bu ölümlerin olmasından kaçınmanın mümkün olmadığını, daha baştan kabullenmiş bir ifade ile, insanların dini duygularına hitap ederek, sanki yapılması gereken her şeyi yapmışlar da artık yapacak bir şey kalmadığından cenazelere nasıl iyi muamele edildiği ve kuran kurslarında mevlitler okutulup hatim indirildiğini, devletin tüm kaynaklarını seferber ettiğini, mağduriyetleri engelleyecekleri vs., zaten konuşmanın gidişatını ortaya çıkartmıştı. Yani klasik tribüne yapılan bir konuşmaydı. Bu iş ilk olduğunda Venezüella ‘yı aratıp akıl sordursaydı, devleti bu kadar komik duruma düşürmezdi.

Soru cevap kısmında bir salon dolusu basın mensubunu ve ekran başındaki milyonlarca izleyiciyi, böyle acı bir olay sonrasında bile aptal yerine koymakta bir sakınca görmediğini, dehşetle izledim. Bir insan sorulan bir soruya bu kadar laf kalabalığı yaparak cevap vermekten kurtulamaz, kurtulmaması da lazım. Çıkıp dürüstçe biz bu işleri bu hale getirdik, diye itiraf etmelidir. “Türkiye ‘de 1942 – 2010 arasında, 900 madenci, maden kazalarında ölmüştür; bu diğer ülkelerde ölenlerin yanında hiç bir şey değildir; bu ölümler bu işin doğası gereğidir.” şeklinde bir demeç, insanların tüylerini diken diken etmiştir. Bundan daha vahimi, Avrupa ülkelerinden verdiği örnekler de, 1869 ‘lara kadar geri giderek, 150 yıl önceki teknoloji ile, daha yüksek sayıda ölümler olduğunu söylemesiydi. Keşke biraz dürüst olup, o ülkelerin de 1942 – 2010 arasındaki bilgilerini aktarsaydı. Radikal gazetesinin ekli linkinden göreceğiniz haberde ise, 1941 ‘den bu güne kadar 3.000 ‘den fazla ölü ve 100.000 ‘den fazla yaralı olduğunu söylüyor ve aşağıdaki paragraftaki habere ilişkin detayları da, bu link ile açılan sayfanın sonlarına doğru okuyabilirsiniz;

http://www.radikal.com.tr/turkiye/turkiyede_maden_kazalari_bu_gune_kadar_3_binden_fazla_can_aldi-1191933

Bütün bunlardan daha acıtıcı olanı ise, 2013 Ekim ‘inde CHP Manisa milletvekili Sn. Özgür Özel ve 60 CHP milletvekilinin imzasıyla, Soma ‘da sık sık olan kazaların araştırılması için verdikleri meclis araştırma önergesinin MHP ve BDP ‘nin desteği alınmasına rağmen, 29 Nisan 2014 ‘te iktidar partisinin oyları ile reddedilmiş olmasıdır. Yani, bu olay için takdiri ilahi yada temiz öldüler veya vücutlarında hiç yara bere yoktu gibi, saçma sapan, insanları aptal yerine koyan açıklamaları yapan zihniyetin, araştırma önergesini reddetmesiyle gerçekleşmiştir.

Çok daha fazla söyleyecek bir şey olmadığını düşünüyorum. Soma ‘da AK Partiye oy verip, ilçe belediye başkanlığını hediye eden %43.3 Soma vatandaşı, araştırma önergesinin AKP oyları ile reddedildiğini bilselerdi, her halde oylarını verirken iki kere düşünürlerdi; ama iktidar partisi bu konuda da kalitesini ortaya koyarak reddetme işini, seçimden yaklaşık 30 gün sonraya ertelemişti. Muhalefetin böyle bir konuyu, halka anlatamamış olması da, kabul edilebilir bir hata değil.

Lütfen Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde oyunuzu verirken, bu konuyu bir kez daha hatırlayın ve istikrar, ekonomi, büyüme gibi, sizin cebinizle direk ilişkisi olmayan safsatalara kapılarak, beyninizin yönlendirilmesine izin vermeyin.

Soma Faciasının Ardından

Soma ‘daki ilk bilirkişi incelemesi, madendeki koşullar nedeniyle, faciadan ancak dört gün sonra, 16 Mayıs ‘ta yapılabildi. Prof. Dr. Ercüment Yalçın, Prof. Dr. Ahmet Hakan Onur, Prof. Dr. Eyüp Akpınar ve iş güvenliği uzmanı Alpaslan Ertürk ‘ün oluşturduğu heyetin hazırladıkları tutanakta, kömür işletmelerinde hava ile teması sağlanan kömürün, oksitlenmesi sonucunda ısının açığa çıktığını, bu ısı uzaklaştırılmadığı takdirde, ocak yangınlarının oluştuğunu kaydetti. Tutanakta, kömürün kendiliğinden yanması sonucunda karbonmonoksit, karbondioksit, ısı ve nemin açığa çıktığı, bu parametrelerin izlenmesi halinde, yangının takip ve tespit edilebilmesinin mümkün olduğu kaydedildi.

Kömürlerin kendiliğinden yanmasını belirleyen karbonmonoksit gazına ilişkin, madendeki 48 ayrı sensör üzerinde yapılan incelemede, Mart 2014 ‘ten facianın meydana geldiği 12 Mayıs ‘a kadarki süreçte, madenlerde izin verilen, 50 PPM ‘lik azami yoğunluk düzeyinin aşıldığı ve bu yönde çok sayıda ölçüm kaydı olduğu saptandı. Bilhassa “S panosu S3 klasik ayak hava çıkışındaki 470 numaralı sensörde” yer yer farklı aralıklarla 500 PPM ‘nin çok üzerinde değerler tespit edilmiş. H panosu H3 hava çıkışındaki 490 numaralı sensörde de, 8 – 13 Mayıs tarihleri arasında, aynı oranda yükselme gözlenmiş. S panosu S2 hava çıkışındaki 536 numaralı sensör ve anayol üzerindeki 415 numaralı sensörde de, benzer bir artış görülmüş.

Bilirkişi raporunda, bu oranlar şöyle yorumlandı:

“Yüksek karbonmonoksit, kömürün kendiliğinden yanmasının en önemli göstergesidir. Madenlerde, iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliğine göre, yüzde 19 oksijen değeri altında, maksimum yüzde 5 karbonmonoksit ve maksimum 50 PPM üzerinde karbonmonoksit bulunan ortamlarda çalışılmaz. Yukarıda konumları belirlenen sensörlerde, oksijen değerleri de incelenmiş olup, limit değerinin altında oksijen yoğunluklarına rastlanmıştır.”

Raporda madendeki iş güvenliğinden teknik nezaretçilerin sorumlu olduğu, bu görevlilerin sensörlerden gelen verileri 15 günde bir onaylı nezaretçi defterine kaydetmeleri gerektiği, deftere yazılmayan eksik bilgilerin yerine getirilmesinden, işveren vekili ve şirketin sahibinin yükümlü olduğu ifade edildi. Defter incelendiğinde, Ocak 2014 ‘ten faciaya kadarki dokuz nottan sadece birinde, 24 Şubat ‘ta H panosunda karbonmonoksit artışından söz edildiği, diğer tarihlerde, karbonmonoksit artışına ve oksijen yetersizliğine ilişkin bilgi verilmediği anlaşıldı. 9 Nisan ‘da deftere, “yeni konacak fan için bir irtibat bacasına başlandığı” bilgisi verildiği, bu durumda “ocakta bir hava sıkıntısının olduğunun anlaşıldığı” belirtildi.

Ayrıca, 15 Ocak  - 17 Şubat 2014 tarihleri arasında da, iş yeri hekimi gözlem defterinde de gaz anormalliklerine değinilmediği, zaten bu tarihten sonra da toplantı yapılmadığı belirlendi. Bilirkişiler; teknik nezaretçi, işletme müdürü, saha sahibi, iş güvenliği başmühendisleri, şirketin yönetim kurulu başkanı ve vardiya amirlerinin kusurlu olduğu sonucuna vardı.

Soma Cumhuriyet Başsavcılığı ‘nda ifadesi alınan şüpheliler, sadece dinamit atışlarının yapıldığı anlarda PPM değerinin yükseldiğini ve bunun 15 saniye gibi kısa bir süre devam ettiğini, bu yüzden önlem alma gereği hissetmediklerini savundu. İş Güvenliği biriminde çalışan Soner Günay, karbonmonoksit miktarı 50 PPM değerini geçtiğinde, oksijen miktarı yüzde 19 ‘un altına düştüğünde ve metan gazı yüzde 0,5 ‘e çıktığında, sensörlerin kendiliğinden alarm verdiğini belirterek, şöyle dedi:

“Dinamit patlatma esnası dışında sensörler uyarı vermiyordu. İşimiz gereği dinamit patlatmamız gerekiyordu. Dinamit patlattığımız sırada oluşan duman nedeniyle, sensörler uyarı veriyordu. Uyarıları incelediğimizde, 60-70 PPM uyarı verdiğini görüyordum. Sensör 5-15 dakika arasında, uyarı vermeye devam ediyordu. PPM değerinin 50 ‘nin altına düştüğünde, sersör uyarı vermeyi kesiyordu. Eğer dinamit atımından kaynaklanan uyarı değil ise, ayağı hemen boşaltıp gerekli güvenlik tedbirlerini alıyorduk.”

Bilirkişilerden Prof. Ahmet Hakan Onur, madendeki gaz, sıcaklık ve basınç veri kayıtlarına ilişkin, 18 Mayıs ‘ta Soma Başsavcılığı ‘na bilgi sundu. Bu bilgi notuna göre; yeraltında kömürün kendiliğinden yanmasının en önemli delilinin sıcaklık konsantrasyonu ve artışı olduğu belirtildi. Maden ocaklarında havanın nem değerlerine bağlı olarak kuru sıcaklığın 30, yaş sıcaklığın da 25 °C değerini geçmemesi gerektiği ifade edildi. Madende bulunan 428 numaralı sıcaklık sensörü üzerinde yapılan incelemede ise, 6 Nisan ve 5 Mayıs tarihleri arasında sıcaklığın 25 °C değerinden 30 °C değerine yükseldiği, 6 Mayıs ‘tan 13 Mayıs ‘a kadar da, kademeli olarak artarak 46 °C değerine çıktığı belirlendi. Olay anında da sensör, 46 °C değerini gösterdiği anlaşıldı.

Soma Madencilik ‘in Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan, tutuklanmadan önce savcılıkta alınan ifadesinde, şirketteki tüm yetkilerin Yönetim Kurulu Üyesi Ramazan Doğru ‘ya ait olduğunu, dolayısıyla sorumlunun da Doğru olduğunu savunmuştu. Bu iddiasına ilişkin, yetkilerin Doğru ‘ya devredildiğine dair, 17 Ocak 2014 tarihli şirket karar örneğini sunmuştu. Ramazan Doğru ise bu tutanakta, kendisine ait olduğu iddia edilen imzanın sahte olduğunu savunmuştu.

Soma ‘daki maden faciasında hayatını kaybeden 301 işçi arasında yer alan Sezai Kılınç ‘ın ailesi adına avukat Hamdi Özşarlak, olayda kusuru bulunan şirket ile kamu kurumlarının yanı sıra, üyelerinin kendisine verdiği denetim ve çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik görevlerini yerine getirmediği gerekçesiyle, Maden – İş Sendikası ‘na yönelik de, ilk kez tazminat davası açtı. Özşarlak, ayrıca Sezai Kılınç ‘ın eşi ile iki çocuğu adına istedikleri toplam 1 milyon 50 bin TL ‘lik tazminat tutarı için, Türkiye Kömür İşletmeleri, TKİ Eli Müessese Müdürlüğü ile yine Maden İş Sendikası ‘nın da hesaplarına el konulmasını talep etti.

Bunun yanı sıra olayda hayatını kaybeden işçilerin avukatları, açtıkları tazminat davaları sonrasında, Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. ‘nin mallarına tedbir konulması için müracaatta bulundu. Avukatların başvurularını inceleyen Soma 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, şirketin tüm alacaklarına, banka hesaplarına ve gayrimenkullerine el koydu. Bunun için de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ‘nın yanı sıra, tüm bankaların genel müdürlüklerine ve yine tapu müdürlüklerine yazı yazılmasına karar verdi.

Soma faciası bilirkişi ön raporunda da altı çizilen ve dijital kayıtlarla uymadığı vurgulanan işletmenin kayıt defterlerine ulaşıldı. Savcılık soruşturmasında ifadelerde dikkat çeken Yeraltı Sabit Cihazlar Gaz Ölçüm Rapor Defteri ile Gaz Ölçüm Kayıt Defteri ‘ndeki verilere göre, facianın meydana geldiği Soma A.Ş. Eynez İşletmesi ‘nde hiçbir olumsuzluk yok. Bilirkişi raporunda yer alan bu tespitler savcılık soruşturma dosyasına da girdi.

Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, “Ölçüm cihazlarındaki verilerin deftere işlenmesinde evrakta sahtecilik yapılmış. Bu facianın arka planında kapsamlı bir evrakta sahtecilik suçu ortaya çıkıyor. Oksijen maskelerinin hangi aralıklarla bakıma alındığı tutulan belgelerde bile sahtecilik yapılmış. Kaza olduktan sonra, geriye dönük, maske bakım evrakları düzenledikleriyle ilgili iddiaları da topluyoruz” dedi.

Maden Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Muhammet Yıldız ise, kayıtların yasal olarak nasıl tutulması gerektiğiyle ilgili şu bilgileri verdi: “Teknik Nezaret Defteri en az 15 günde bir, olumsuzluklar varsa yazılır; teknik nezaretçi imzalar. Ancak burada teknik nezaretçi olan kişi rödevans veya hizmet alınan şirketin de yetkilisi. İş sağlığı ve güvenliği defteri de iş güvenliği uzmanınca tutulur.”

Manisa ‘nın Soma ilçesinde meydana gelen maden faciasının ardından ortaya çıkan birtakım karışıklıklar, Türkiye ‘de iş mahkemelerinin kurulmasına zemin hazırladı.

Faciada can veren işçilerin ailelerinin firma aleyhine yüzlerce maddi ve manevi tazminat davası açmasi ve yine Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. bünyesinde çalışan yaklaşık olarak 6 bin işçi ile, ilçedeki diğer iş kollarında personelin da yoğun olarak sürdürdüğü dava süreçleriyle alakalı, ihtisas mahkemesine duyulan gereksinim de artmış oldu. İlçede iş davalarına bakan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi ‘nin hem bu konularda uzmanlaşmamış olması, hem de iş yükünün aşırı artması nedeniyle, özellikle avukatlar bunun sıkıntı yaratacağını sık sık dile getirmişti. Böylece Manisa Barosu da, Soma ‘da iş mahkemesi kurulması için, HSYK ‘ya müracaat da bulundu. Bu başvuruyu değerlendiren HSYK, talebi pozitif karşılayıp ilçede iş mahkemesi kurulmasına karar verdi. Bu konudaki yazısını da, Soma ‘nın bağlı olduğu Akhisar Adalet Komisyonu Başkanlığı ‘na da gönderdi.

HSYK, iş mahkemesinin önümüzdeki Eylül ayında başlayacak olan, yeni adli sene ile beraber faaliyete geçmesine de karar verdi. İş mahkemesinde görev yapmaları için de, iş hukuku davalarına bakan Yargıtay 7. Hukuk Dairesi ‘nde görevli olan inceleme hakimi Hamit Çakmak ile Konya ‘nın Cihanbeyli İlçesi ‘ndeki iş mahkemesinde görevli hakim Battal Şener Soma ‘ya atadı. Bu hakimlerin de tekrar adli yılla beraber göreve başlayacakları öğrenildi. Maden faciasıyla alakalı tazminat davaları ile, şirketlerle yaşanan iş anlaşmazlıklarının artık bu mahkemede görüleceği belirtildi.

301 madencinin hayatını kaybettiği faciayı araştıran Meclis Araştırma Komisyonu ‘na bilgi veren Çalışma ve Sosyal Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanı Mehmet Tezel, Işıklar Madeni ‘nde yapılan incelemede, gaz sensörlerine gizli bir boru ile temiz hava üflettirildiğini tespit ettiklerini açıkladı.

Tezel, bu yöntemle içerideki gerçek gazın tespit edilemediğini ve inceleme yapan müfettişlerin yanıltıldığını ve konuyu savcılığa bildirdiklerini söyledi.

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, Mehmet Tezel ‘e, “Bir uçak düştü ve 301 kişi öldü, seferler durdu. Şimdi şirket yeniden uçacağım diyor. Siz yakınlarınızı bindirir misiniz? Işıklar Madeni ‘nde çok büyük bir skandal olduğunu duydum; ama skandalın ne olduğu konusunu sorunca “onu bana sormayın, Mehmet Tezel ‘e sorun” yanıtını aldım. Bunu bize açıklayacak mısınız?” sorusunu yöneltti.

Bu sözler üzerine açıklama yapan Tezel, “Müfettişlerimiz Işıklar ‘da inceleme yaptı ve az daha çalışma izni veriyordu; ancak Oksijen, Karbonmonoksit ve Metan gazını ölçen izleme sensörlerine dışarıdan gizli bir boru ile temiz hava üflettirilerek sistemin ve müfettişlerin kandırılmaya çalışıldığı tespit ettik. Az daha izin verecektik; ancak verilmedi.” dedi.

Bu açıklama vekillerde şok etkisi yaratırken bu konuda ne yapılacağını sordu. Tezel, sorular üzerine, “Savcılığa suç duyurusunda bulunduk.” yanıtı verirken, “Soma A.Ş. ve TKİ arasındaki ilişki, komisyonunuzca dikkatle incelenmelidir.” sözleri de dikkat çekti.

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum yapın